Çarmıh: Sevginin ve Adaletin Kesiştiği Yer

Acı, bu dünyada kaçamadığımız tek ortak gerçek. Çoğu zaman hayatın sarsıcı bir anında şu soruyu sorarken buluruz kendimizi: “Tanrı tüm bu acılara neden seyirci kalıyor?” Kültürel kodlarımızda Tanrı öylesine yüce, öylesine erişilmez ve maddeden ötedir ki, O’nun bu dünyanın “kirli” ve “acılı” işlerine bizzat dahil olması fikri bize imkansız gelir. Hatta Tanrı’nın bir peygamberini çarmıhta acı çekecek kadar “zayıf” bırakmayacağına inanır, bu yüzden İsa’nın yerine bir başkasının öldüğünü düşünürüz. Çünkü zihnimizdeki “Mutlak Güç” kavramı, acı çeken bir figürle asla bağdaşmaz. Biz Tanrı’yı yüceltmek için O’nu dünyadan uzaklaştırırız; ancak O’nu uzaklaştırdıkça, acımızda yalnız kalırız.

Burada asıl mesele Tanrı’nın “bilmesi” değil, “dahil olmasıdır.” Elbette her şeyi bilen Tanrı, bizim ne hissettiğimizi bilgi düzeyinde zaten bilir. Ancak İncil’deki gerçek, bir bilgi aktarımı değil, bir adalet ve kurtarış meselesidir. Peki, neyden kurtarış? Günahın getirdiği ruhsal ölümden kurtarış. Günah, sadece toplumsal bir kural hatası değil; insanın Tasarımcısıyla, yani yaşamın tek kaynağıyla olan bağının kopmasıdır. Tanrı kutsaldır; yani O, özü gereği tamamen saf ve lekesizdir. Bu nedenle, kutsal doğası gereği günahla hiçbir ortaklığı olamaz. Günah ve kutsallık, ışık ve karanlık gibi bir arada bulunamaz. Kutsal Kitap’a göre günahın bedeli ölümdür. Bu, Tanrı’nın verdiği keyfi bir ceza olmaktan ziyade, yaşamın kaynağından (Tanrı’dan) kopmanın doğal bir sonucudur; fişi çekilen bir lambanın sönmesi ne kadar kaçınılmazsa, Tanrı’dan ayrılan ruhun yaşamını yitirmesi de o kadar kaçınılmazdır.

Ancak bu bağı yeniden onarmak için Tanrı, günahı sadece görmezden gelip “yok” sayamazdı. Çünkü Tanrı aynı zamanda adildir. Eğer adaleti sağlamadan sadece “affettim” deseydi, evrendeki ahlaki düzeni ve Kendi özünü hiçe saymış olurdu. Ancak O, Adil Olan’dır; Kendi karakteriyle çelişemez. Bir bedel ödenmesi gerekiyordu ve adalet kötülüğün bir karşılığı olmasını zorunlu kılıyordu. Öte yandan Tanrı sevgidir ve o ağır bedeli bizim ödememize, yani O’ndan sonsuza dek kopuk kalmamıza razı gelmemiştir. Tanrı, sevdiği varlığın Kendi ellerinden kayıp gitmesine, adaletin o soğuk kılıcı altında ezilmesine izin vermedi. Sevgisi öylesine büyüktü ki, adaletinden taviz vermeden o kılıcın altına bizzat Kendi boynunu Mesih’te uzattı. İşte Tanrı’nın Mesih’te beden alıp dünyaya gelmesi bir zayıflık değil, hem adaletin bedelini bizzat ödeyen hem de sevgisini kanıtlayan ilahi bir dehadır.

Bu durumu bir benzetmeyle anlayabiliriz: Çok sevdiğiniz bir yakınınız ağır bir suç işleyip ödeyemeyeceği kadar büyük bir para cezasına çarptırılsa, siz de o mahkemenin yargıcı olsanız ne yapardınız? Suçu affetseniz adaleti bozarsınız, cezayı kesseniz sevdiğinizi mahvedersiniz. En asil çözüm, hakim koltuğundan inip o cezayı bizzat kendi cebinden ödemek ve sonra sevdiğinizi serbest bırakmaktır. İşte Tanrı Mesih’te bunu yaptı: Hakim koltuğundan ve adaletinden vazgeçmedi ama bedel ödeme noktasına (insanlığa) inerek günahın o ölümcül bedelini bizzat Kendi üzerine aldı. Bu bir “onur kaybı” değil, sevdiği insanı ölümden kurtarmak için her şeyi göze alan nihai bir sevgi eylemidir.

İsa Mesih, bizi acılarımızda yalnız bırakmayan, “Ben sizin halinizi yukarılardan biliyorum” demek yerine “Ben sizin halinizi bizzat yaşadım” diyen bir Kurtarıcıdır. Çarmıh üzerinde kollarını iki yana açıp canını verdiğinde, aslında bu sadece trajik bir ölüm değildi; sizinle Tanrı arasına gerilmiş devasa bir sevgi köprüsüydü. O, çarmıhta sadece fiziksel bir sancı değil; tüm dışlanmışlığımızı, yalnızlığımızı ve Tanrı’dan ayrı düşmenin getirdiği o ruhsal karanlığı da taşıdı. O, bizim için bu karanlığı deneyimledi ki, biz bir daha asla zifiri karanlıkta tek başımıza kalmayalım. Tanrı, Mesih aracılığıyla aramıza öyle bir yol açtı ki, artık O’na ulaşmak için göklere tırmanmamıza gerek yok; çünkü O zaten yanımıza indi.

İncil bu sarsılmaz sevgi eylemini şöyle tanımlar:

“Tanrı ise bize olan sevgisini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkarken, Mesih bizim için öldü.” (Romalılar 5:8)

Peki, çarmıhın bu kadim gerçeği hayatında neyi değiştirir? Bu, Tanrı’ya yaranmak için yeni fedakarlıklar yapmakla ilgili değildir; aksine, senin için yapılmış olan o tek ve nihai fedakarlığa “iman etmekle” ilgilidir. İman, günahın seni mahkum ettiği o bedelden İsa’nın seni özgür kıldığına güvenmektir. Kendi doğruluğunu ispatlamayı bırakıp, İsa’nın senin yerine ödediği o sarsılmaz bedele sığınmaktır. Bu güven köprüsü kurulduğunda, artık acı çekerken Tanrı’nın seni terk ettiğini düşünmezsin; aksine, Tanrı’nın senin acını bizzat Kendi üzerine aldığını bilerek O’na yaklaşıp, en derin yaralarında bile O’nun tesellisini bulmaya başlarsın.

Çarmıh bir yenilgi değil, Tanrı’nın adaletinin ve sevgisinin aynı anda kazandığı en büyük zaferdir. Oraya baktığında zayıf düşürülmüş birini değil, seni kurtarmak için her şeyinden vazgeçmiş olan Mutlak Sevgi’yi gör.

Bakışlar

  • Tarihsel Bakış

  • İncil’deki Bakış

  • Ruhsal Bakış