İsa Mesih fırtınamı dindirir mi?

Sadece Bir İnanç Meselesi mi, Yoksa Tarihi Bir Kişilik mi?

Fırtınanın Ortasında Uyumak

Dalgalar tekneyi dövüyor, su içeri doluyor ve ölüm korkusu deneyimli balıkçıların bile boğazını düğümlüyordu. Ancak bu kaosun tam ortasında, İsa teknenin arkasında bir yastığa başını koymuş, derin bir uykudaydı.

Öğrencileri onu sarsarak uyandırdıklarında, seslerinde sitem vardı: “Öğretmenim, batıyoruz! Hiç umurunda değil mi?” İsa ise rüzgara ve kabaran denize, sanki yaramaz bir çocuğa seslenir gibi sadece “Sus, sakin ol!” dedi ve ortalık bir anda sütliman oldu.

Kontrol Tutkumuz ve Biz

Bu sahne, bizim “her şeyi kontrol etme” tutkumuza ve endişeyle yoğrulmuş yaşam tarzımıza tamamen ters düşüyor. Bizim kültürümüzde, fırtına koptuğunda uyumak değil; çırpınmak, bir çare bulmak ya da en azından “ne olacak bu halimiz” diye dertlenmek gerekir.

İsa’nın fırtınadaki o sakinliği, bize neredeyse skandal gibi gelir; çünkü biz sevgiyi ve ilgiyi, duyduğumuz endişenin büyüklüğüyle ölçmeye alışkınız. “Eğer yeterince endişelenirsem, yarınımı garanti altına alabilirim” diye düşünürüz, ama İsa’nın bu radikal huzuru, güvenin endişeyle değil, O’nun kim olduğuyla ilgili olduğunu yüzümüze vurur.

Taşıyamadığımız Yük

Yarınımızı garantiye almak, çocuklarımızın geleceğini kurmak veya ekonominin dalgalarından korunmak için ne kadar çabalasak da, belirsizlik suları her zaman boyumuzu aşıyor. Kendi hayatımızın kaptanı olmaya çalışmak ve her fırtınayı kendi gücümüzle dindirmeye uğraşmak, omuzlarımıza taşıyamayacağımız kadar ağır, ezici bir yük bindiriyor.

Bu “liyakat” düzeni bizi tüketiyor; çünkü ne kadar iyi plan yaparsak yapalım, fırtınayı durduracak güce asla sahip olamıyoruz. Tanrı’nın sevgisini veya güvenliğini, kendi çabalarımızla satın almaya çalışmak, bizi sadece yorgun ve umutsuz bırakıyor.

Gerçek Huzura Davet

İsa Mesih, sadece o günkü fırtınayı değil, geleceğin getireceği en büyük karanlığı, hatta ölümü bile çarmıhta yenerek son sözü söyledi. O, bizden fırtınayı dindirmemizi veya kendi başımızın çaresine bakmamızı beklemiyor; aksine “Teknedeyim, yanındayım, yükünü bana bırak” diyerek bizi dinlenmeye çağırıyor.

Gelecek kaygısıyla boğuşmayı bırakıp, fırtınaların Efendisi’ne güvenmek, hayatımızda aklın almayacağı bir esenliğin kapısını açar. O’nun lütfu, bizim çabamızla kazanılan bir ödül değil, fırtınanın ortasında bile bize uzatılan karşılıksız bir eldir.

Bakışlar

  • Tarihsel Bakış

  • İncil’deki Bakış

  • Ruhsal Bakış