Yeruşalim tapınak avlusunda gerilim elle tutulur cinstendi; tozlu zemin, öfke dolu bakışlar ve utanç içinde titreyen bir kadın. Din alimleri ellerinde taşlarla beklerken, İsa Mesih yere eğilmiş, sessizce toprağa bir şeyler yazıyordu.
Herkes “adalet” adına kan dökülmesini beklerken, O başını kaldırdı ve kalabalığı donduran o cümleyi kurdu: “Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın.” Yargı kürsüsüne oturup ceza vermek yerine, merhametiyle yasayı susturdu ve ölümü durdurdu.
Adalet Terazisi ve Bizim Yanılgımız

Bizim kültürümüzde “hak yerini bulsun” arzusu çok güçlüdür; suçlu olan cezasını çekmeli, mutlaka bir bedel ödemelidir diye düşünürüz. Adalet terazisinin kefelerini dengelemeye çalışır, kendi doğruluğumuzu başkalarının yanlışları üzerinden ölçmeye alışkınızdır.
Ancak İsa’nın bu tavrı, zihnimizdeki tüm dini denklemleri altüst eder. O’nun sunduğu şey, hak edilmemiş bir lütuftur ve bu, “ne ekersen onu biçersin” diyen geleneksel adalet anlayışımıza tamamen terstir.
Mükemmellik Yükü

Aslında hepimiz o elinde taş tutan kalabalık gibiyiz; başkalarını yargılamaya hazır ama kendi içimizdeki karanlığı saklamaya çalışanlarız. Eğer Tanrı bizimle sadece “adalet” ve “liyakat” üzerinden ilişki kursaydı, hiçbirimiz o taşların hedefi olmaktan kurtulamazdık.
Kendi çabamızla kusursuz olmaya çalışmak, asla ödeyemeyeceğimiz bir borcun altında ezilmek gibidir. Bu yük ruhumuzu yorar çünkü O’nun kutsal standardına, kıldığımız namazlar veya yaptığımız iyiliklerle asla tam olarak erişemeyiz.
İnsanlığın Ortak Çıkmazı

İsa Mesih, o gün kadını yargılamadı çünkü asıl yargılamayı ve cezayı kendisi çarmıhta yüklenecekti. O, bizim hak ettiğimiz cezayı kendi üzerine alarak, bize hak etmediğimiz bir özgürlük kapısı açtı.
Elinizdeki taşı yere bırakın ve O’nun sunduğu bu radikal affı bugün kabul edin. Adaletin keskin kılıcı değil, O’nun sevgi dolu sesi sizi çağırıyor: “Ben de seni yargılamıyorum, git ve esenlikte ol.”

