Beytesta havuzunun kenarı, sadece hastalık kokusuyla değil, umutsuzlukla da doluydu. Yüzlerce insan şifa için birbirini ezerken, 38 yıldır orada yatan felçli bir adam artık adeta duvarın bir parçası olmuştu. İnsanlar onun üzerinden atlayıp geçiyor, kimse yüzüne bakmıyordu.
İsa o kalabalığa girdiğinde, en güçlü veya en umut vaat eden kişiye değil, bu görünmez adama yöneldi. Adamın “Beni suya indirecek kimsem yok” sözü, sadece fiziksel bir yardım çağrısı değil, bir değersizlik ilanıydı: “Benim için zahmete girecek, beni sevecek hiç kimsem kalmadı.”
Sevilmek İçin İşe Yaramak

Bizim dünyamızda değer genellikle fayda ile ölçülür. Başarılıysan, sağlıklıysan veya elin güçlüyse sevilirsin, aranırsın. Ama düştüğünde, hasta olduğunda veya iflas ettiğinde telefonların susması an meselesidir.
Bu yüzden içten içe şu korkuyu taşırız: “Eğer işe yaramazsam, kim beni sever?” Sevgiyi hak etmek için sürekli güçlü görünmek zorunda hissederiz. Çünkü bize öğretilen sevgi koşulludur; kusurlu olan, raf ömrü dolmuş bir eşya gibi kenara atılır.
Görülmemenin Ağırlığı

Bu koşullu sevgi düzeni, omuzlarımızda inanılmaz bir yük oluşturur. Kendimizi kanıtlamak, “ben buradayım, beni sevin” demek için çırpınırız. Ama kalabalıklar içinde fark edilmemek, en yakınlarımız tarafından bile anlaşılmamak ruhumuzu ezer.
Tanrı’nın da bizi böyle sevdiğini sanırız. “Tanrı beni neden sevsini ki? O’na sunacak neyim var?” diye düşünürüz. Kendi gözümüzde değerimiz düştükçe, Tanrı’nın gözünde de değersizleştiğimizi zannederiz. Bu düşünce, bizi derin bir yalnızlığa ve sevgisizliğe hapseder.
Karşılıksız Değer

Ama İsa Mesih, bu adamın yanına gelerek tüm bu değer sistemini altüst etti. Adamın İsa’ya verecek hiçbir şeyi yoktu; sağlığı, parası, statüsü yoktu. Ama İsa onunla konuştu, ona değer verdi ve onu iyileştirdi.
İsa’nın sevgisi, sizin ne kadar faydalı olduğunuza bağlı değildir. O, sizi kalabalıkların içinde görüyor ve sırf siz olduğunuz için seviyor. Sizi seven biri olması için mükemmel olmanıza gerek yok. O, en kırık halinizde bile size “Değerlisin” diyor.

