Modern dünyada kimlik, artık doğuştan gelen bir miras değil; ömür boyu süren, yorucu bir inşaat projesi gibidir. Eğitiminiz, kariyer basamaklarındaki yeriniz, sosyal medyadaki yansımanız veya çevrenizden aldığınız onaylar… Sürekli olarak “kim olduğunuzu” kanıtlamak zorundasınız.
Bu durumun yarattığı gizli yorgunluk ise tarif edilemez. Çünkü kimliğinizi başarılarınıza veya insanların takdirine bağladığınızda, en ufak bir sarsıntıda (bir iş kaybında, başarısızlıklarda veya eleştirilerde) “benliğiniz” de yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Başkalarına karşı bir kanıtlama zorunluluğu hissetmeseniz bile, sadece kendi potansiyelinizi gerçekleştirmek, kendinize verdiğiniz sözleri tutmak ve “kendi en iyi versiyonunuza” ulaşmak için çabalarken kendinizi görünmez bir “öz-performans” kaygısına mahkûm edebilirsiniz. Dış dünyaya karşı değilse bile, kendi iç mahkemenizde değerli kalabilmek için her gün yeni bir şey başarmak zorunda kalırsınız. “Benim değerim, bugün yaptıklarım kadardır” demeye başladığınızda, dinlenmek bile bir suçluluk duygusuna dönüşür.
Bu ruh hali, Tanrı algımızı da bozar: O’nu, ancak biz kendi iç çıtamızı aştığımızda bizi onaylayacak olan bir izleyici sanırız. Kimliğimizi kendi ellerimizle var etmeye çalışırken, Tanrı’yı ulaşılamaz bir standart olarak görür ve O’ndan uzaklaşırız. Oysa gerçek şu ki; bir tasarımın asıl değerini tasarımın kendi çabası değil, ancak Tasarımcısı belirleyebilir.
İsa Mesih’in sunduğu kimlik, sizin kendi hakkınızdaki değişken yargılarınızla değil, O’nun sizin hakkınızdaki değişmez hükmüyle ilgilidir. İsa, sizi her gün yeni bir başarı getirmesi gereken bir “proje” olarak değil, bir çocuğu olarak görür. Bir evladın babasının gözündeki değeri, o gün ne kadar “verimli” olduğuna bağlı değildir; o değer, sarsılmaz bir aidiyetten gelir. İsa, çarmıhta sizin için her şeyi göze alarak, değerinizi sizin performansınızdan bağımsız bir şekilde “paha biçilemez” olarak tescilledi. Sizin kimliğiniz artık kendi kısıtlı standartlarınızın değil, O’nun sonsuz sevgisinin üzerine kuruludur.
İsa’da bulduğunuz bu yeni kimlik, kendinize vurduğunuz tüm etiketleri hükümsüz kılar. Artık kendi iç mahkemenizde “başarılı ya da başarısız” olarak yargılanmak zorunda değilsiniz; siz, “Sevilen, Kabul Edilen ve Olduğu Gibi Sahiplenilen” birisiniz. Bu, sizin inşa ettiğiniz bir kariyer değil, size karşılıksız sunulan bir statüdür.

İncil bu sarsılmaz kimliği şöyle tanımlar:
“Ancak Kendisi’ni kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.” (Yuhanna 1:12)
Peki, bu kimlik hayatınızda neyi değiştirir? Artık kendinizi bir şekilde ispatlamak için yaşamazsınız; zaten değerli olduğunuzu bilmenin verdiği özgürlükle üretirsiniz. Bu, gelişmeyi bırakmak değil, gelişme çabanızın altındaki o “ya yetersiz kalırsam” endişesini bırakmaktır. “Ben kimim?” sorusuna vereceğiniz cevap artık kendi yargılarınızda değil, Tanrı’nın size olan sonsuz sevgisinde saklıdır. Bu güven köprüsü kurulduğunda, artık Tanrı’ya “O’nun çocukları arasına girebilmek için” yaklaşmazsınız; aksine, O’nun çocuğu olduğunuzu bilerek O’na yaklaşıp, bu derin güvenin verdiği güçle gerçek anlamda özgürleşirsiniz.


