Aralık ayıyla birlikte o tanıdık telaş başlar. Bütün bu koşturmacanın ortasında “mutlu” olmamız beklense de, dürüst olalım; çoğumuz için bu dönem mutluluktan çok yorgunluk getirir.
Sadece fiziksel bir yorgunluk değil, zihinsel bir gürültüden bahsediyoruz. Telefon bildirimleri bir yana, kafamızın içindeki sesler de susmaz. Hepimiz bu iç gürültünün dinmesini ve gerçek bir huzuru arıyoruz.
Sessizlik Tuşuna Basmak Yetmiyor

Gürültüden kaçmak için telefonu sessize alsak da, bize pazarlanan o ışıltılı ‘Noel ruhu’ aslında gürültünün bir başka türü, geçici bir mutluluk vaadidir.
Kapıyı kapattığımızda o sessizlik huzurdan çok boşluk hissettirir. Çünkü asıl sorun kulaklarımızdaki sesler değil, kalbimizdeki boşluktur. Dış dünyayı susturabilsek bile, içimizdeki kaygıyı susturamayız.
Binlerce Yıllık Bir Huzur Fısıltısı

Bu derin esenlik özlemi yeni değildir. Peygamber Yeşaya, yüzlerce yıl öncesinden, gürültünün ortasına gelecek bir umudu, doğacak özel bir çocuğu müjdelemişti.
“Çünkü bize bir çocuk doğacak…” diye yazmıştı. O, “Tanrı bizimle” anlamına gelen Emanuel olacaktı. Bu, fırtınanın ortasında bile sarsılmaz, koşullara bağlı olmayan bir barış vaadiydi.
Barış Sadece Bir Fikir Değil, Bir Kişi

“Noel”, süslemelerden çok bu esenlikle ilgilidir. Bu doğum haberi ilk duyurulduğunda mesaj netti: “…Yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun!”
İsa Mesih takipçilerine, “Size kendi esenliğimi veriyorum… Yüreğiniz sıkılmasın” dedi. O sadece barışı getiren değil, barışın ta kendisi, Esenlik Önderi olduğunu gösterdi.
Gürültü Geri Döndüğünde Ne Olacak?

Kutlamalar bitip hayatın gürültüsü geri döndüğünde, İsa’nın sunduğu esenlik farkını gösterir. Bu, dış koşullara değil, O’nunla kurulan ilişkiye dayanır.
O, iç gürültümüzün yükünü üstlenerek bizi Tanrı ile barıştırdı. Bu barış, gelecek belirsiz göründüğünde bile sabit kalan, dünyanın veremediği ve geri alamayacağı bir huzurdur.

