Suçluluk: Bitmeyen Borçlar

Modern dünyada suçluluk duygusu, artık sadece dini kuralları ihlal ettiğimizde hissettiğimiz bir sızı değil; daha çok kendi içsel standartlarımıza yetişemediğimizde başlayan sessiz bir saldırıdır. Hayatınızı “en iyi versiyonunuz” olma projesi üzerine kurmuş olabilirsiniz.

Kariyerinizde bir hata yaptığınızda, etik değerlerinizle çeliştiğinizde veya kendinize verdiğiniz o disiplin sözlerini tutamadığınızda içsel bir mahkeme hemen kurulur. Bazılarımız için suçluluk, “olması gereken ben” ile “olan ben” arasındaki o uçuruma düşmektir. Bu, bir borç senedinden çok, bitmek bilmeyen bir öz-eleştiri ve yetersizlik döngüsüdür.

Kimisinin standartı ise sevaplarının günahlarından ağır gelmesiyle ilgilidir; ancak bu denklemin sonucu hiçbir zaman tam olarak bilinemez. Rasyonel bir zihin için de bu korkunç bir belirsizliktir: “Acaba yeterince iyilik yaptım mı?”, “Tanrı beni affetmek için benden ne kadar bedel istiyor?” Ne yaparsak yapalım, zihnimizdeki o devasa terazi bir türlü dengelenmez. Sonuç olarak insan, bu suçluluk duygusunu bastırmak için ömür boyu sürecek bir performans köleliğine mahkûm olabiliyor.

Bu durumun ruhumuza verdiği en büyük zarar, bizi bir “telafi makinesine” dönüştürmesidir. İyilik yapmak artık bir sevgi eylemi değil, içimizdeki o huzursuz sesi susturmak için ödenen bir diyettir. Ve o ses büyüdüğü zaman, Tanrı’yı daha uzak hissetmeye başlarız. Mantığımız artık bize, ancak tekrar kendimizi “iyi” bir yerde hissettiğimizde O’na yaklaşmayı denememizi söyler. Sanki Tanrı’nın huzuruna çıkabilmek için önce kendi içsel kirimizden kendi imkanlarımızla arınmamız gerekiyormuş gibi, O’ndan uzaklaşır ve “toparlanmayı” bekleriz.

Ancak İsa Mesih’in sunduğu adalet kavramı, tam da bu yorucu performans döngüsünü kökünden sarsar. İsa, sizin kendinizi affetmek için ödemeye çalıştığınız o bitmek bilmeyen taksitleri veya “toparlanma” çabalarınızı beklemez. O, adaletin sadece bir ceza meselesi değil, bir yenilenme meselesi olduğunu gösterdi. Çarmıh, sadece geçmişin hataları için bir ödeme noktası değil; kendinizi her gün kırbaçladığınız o içsel mahkemenin feshidir.

İsa, Tanrı’nın sizi bir “performans öznesi” olarak değil, bir “çocuğu” olarak seviyor. O’nun adaleti, sizin kendinizi ne kadar hızlı düzelttiğinizle ilgili değildir. İncil’de, borcunu ödemesi imkansız olan borçlunun hikayesinde kralın yaptığı şey, borcu yapılandırmak değil, onu tamamen yok saymaktır. İsa Mesih, çarmıhta sizin sadece etik hatalarınızın değil, o “yetersizim” diyen derin varoluşsal suçluluğunuzun da bedelini bizzat ödedi.

İncil’deki şu hukuksal ilan, modern insanın öz-eleştiri hapishanesini yıkar:

“Böylece Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur.” (Romalılar 8:1)

Eğer evrenin yaratıcısı, Mesih aracılığıyla size “mahkûm değilsin” diyorsa, kendi kendinizi mahkûm etmeye devam etmek aslında Tanrı’nın sevgisinden daha büyük bir otoriteye sahip olduğunuzu iddia etmektir. İsa’nın çarmıhtaki “Tamamlandı!” çığlığı, sizin kendinizi ispatlama çabanızın da sonudur.

Peki, bu özgürlük hayatınızda nasıl gerçek olur? Bu, daha çok çabalamakla değil, sadece “iman etmekle” başlar. İman, zihinsel bir onaydan fazlasıdır; kendi “aklanma” çabalarınızı yere bırakıp, İsa’nın sizin adınıza yaptığı her şeyi kişisel bir hediye olarak kabul etmektir. “Ben kendimi kurtaramam ama İsa beni kurtardı” diyerek O’na güvenmektir. Borcunuzun ödendiğine, suçluluğunuzun çarmıha çivilendiğine ve Tanrı’nın artık size sadece sevgiyle baktığına inanmaktır. Bu güven köprüsü kurulduğunda, artık kendinizi düzeltmeye çalışarak Tanrı’ya yaklaşmazsınız; aksine, Tanrı tarafından koşulsuzca kabul edildiğinizi bilerek O’na yaklaşıp, bu derin güvenin sağladığı güçle gerçek anlamda değişmeye ve yenilenmeye başlarsınız.

Bakışlar

  • Tarihsel Bakış

  • İncil’deki Bakış

  • Ruhsal Bakış